Blog

241e4719-d889-4a4e-9279-2dfaa942d45c

Karşıyaka Sokaklarından Çaldığım Ekmek, Ödediğim BorçAçlıkla, Korkuyla ve Umutla Yürüyen Bir Çocuğun Hikayesi

Yıllar önce, çocukken sokaklarda yatardım. Karşıyaka’da, Bostanlı’da, Nergiz’de, Alaybey’de…
Kısaca her yerde… Hemen her marketin önünden süt ve ekmek çalardım. Hayatta kalmak için
ne gerekiyorsa yapardım. O zamanlar hayatta kalmak sadece karın doyurmak değildi; hayatta
kalmak, nefes almak kadar, her an tetikte olmak ve her adımı hesaplamak demekti. Gözlerimi
dört açardım. Marketlerin önünden sessizce geçerken, kafam hep çevremde olurdu. Kimse fark
etmesin diye adımlarımı sessiz atardım. Kim bilir hangi bakış bana doğruydu, kimse fark
etmezdi. Kimi zaman yakalanma korkusuyla kalbim deli gibi atardı, kimi zaman bir paket süt
veya ekmekle mutlu olur, küçük bir zafer kazanmış gibi hissederdim. Ama her sevinç kısa
sürerdi; ertesi gün tekrar açlık, korku ve belirsizlik başlardı.
Binaların balkon altları, tren istasyonları, banklar… Dili olsaydı konuşurlardı. Sessiz tanıklardı
onlar. Her düşüşümü, her saklanışımı, her açlık krizimi biliyorlardı. Ve ben biliyordum ki o
bakışlar, o sessiz tanıklar, bir gün bana borç olarak dönecekti. Gece vakti tren istasyonunun
merdivenlerine oturur, taşların soğuğu ve rüzgârın yüzüme vurmasıyla titrer, ama bir şekilde
uyanık kalmaya çalışırdım. İnsanlar gelip geçerdi; kimisi bana bakardı, kimisi fark etmezdi.
Trenlerin uğultusu, metalin çarpma sesi… Hepsi sessiz bir arkadaş gibi yanımdaydı. O anlarda
düşler kurardım: belki bir gün bunları geride bırakacak, açlıktan ve korkudan uzak yaşayacak bir
hayatım olacak diye… Ama o gün çok uzaktı.
Bazı günler marketlerden aldığım ekmek ve süt, sadece karın doyurmak için değil, hayatta
kalmak için gerekliydi. Marketlerin önünden geçerken, gözlerimi sürekli etrafa dikerdim. Güvenlik
görevlisi var mı, müşteri bana bakıyor mu diye kontrol ederdim. Bir adım yanlış, yakalanmak
demekti, ertesi gün aç kalmak demekti. O küçük zaferler, küçük paketler, bazen hayatımı
sürdürmek için tek dayanağımdı. Her gün yeni bir mücadele demekti.
Hayatta kalmak bazen kaçış yolları bulmayı gerektiriyordu. Bu yüzden madde ve uyuşturucu ile
tanıştım. Başta sadece acıyı unutmak, açlığı ve yalnızlığı hafifletmek için… Küçük bir teselli gibi
geliyordu. Ama kısa süre içinde bunun bir tuzak olduğunu gördüm. Hayatta kalmak, sadece
bedenini korumak değildi; ruhunu ve geleceğini de savunmak gerekiyordu. O zamanlar bir
yandan sokakta hayatta kalıyor, bir yandan da kendi iç savaşımı veriyordum. Madde bağımlılığı,
açlık, korku… Hepsi bir aradaydı. Ama her şeyin farkındaydım; bu yol kısa vadeli bir çözüm
sunuyordu, ama uzun vadede daha fazla zarar veriyordu.
O günlerdeki sokaklar bana çok şey öğretti. Küçük bir çocuğun nasıl hayatta kalabileceğini,
korkunun ve yalnızlığın insanı nasıl şekillendirdiğini, küçük zaferlerin ve kayıpların hayatın
değerini nasıl artırdığını gösterdi. Koca binaların balkon altları, tren istasyonları ve banklar… Dili
olsaydı konuşurlardı. “Sen küçüksün ama hayatta kalıyorsun. Her düşüşünde biz de
sarsılıyoruz, her kaçışında kalbimiz acıyor,” der gibi sessizce izliyorlardı beni. O sessiz tanıklar,
beni hayatta tutan güçtü. Onların varlığı bana cesaret verdi, karanlıkta yalnız olmadığımı
hatırlattı.
Günler geçtikçe, her kaçış, her soğuk gece, her yağmur damlası, her açlık hissi bana bir borç
olarak geri dönüyordu. Hayatta kalmamı sağlayan her an, bana sorumluluk veriyordu. O
bakışları, o sessiz tanıkları, o çocukluğumu unutamazdım. Bugün yazacağım her satır, o borcun
bir parçasıdır. Sokaklarda geçen yalnız geceler, marketlerin önünden kaçışlar, hayatta kalmak
için verdiğim mücadele… Hepsi şimdi benim hatırladığım ve anlatmak istediğim hikaye.
Hayatta kalmak sadece nefes almak değil. Hayatta kalmak, o nefesi bir anlamla doldurmak, o
günlerin ve o bakışların hatırlattığı sorumluluğu taşımaktır. Sokaklarda yatarken öğrendim bunu;
küçük bir çocuk olmanın, yalnızlığın, açlığın ve korkunun insanı nasıl şekillendirdiğini gördüm.
Ve şimdi yazıyorum. Çünkü sessiz tanıklar artık konuşamıyor; onların yerine ben konuşuyorum.
Her adımım, her nefesim, o çocukluğumun borcu. Ve bu borç, sadece kendime değil,
sokaklarda yaşayan tüm çocuklara, o binalara, banklara, tren istasyonlarına, her sessiz tanığa…
bir vefa borcu. O borcu ödemek için yazıyorum. Hayatta kalmak kolay değildir. Ama o günleri
hatırladıkça, bugün daha güçlü olduğumu anlıyorum.
Her marketin önünden geçerken duyduğum korku, her tren istasyonundaki gece, her yağmur
damlası… Hepsi bana hayatı öğretti. Ve bugün yazdığım her kelime, o borcun bir tezahürü, bir
teşekkür ve bir hatırlatmadır. Ben hayatta kaldım. Ve hayatta kalmam, o bakışlara, o sokaklara
ve o günleri yaşayan çocuklara bir borçtur.
sair yazar
yusuf boyraz